Salı , Temmuz 17 2018
Ana Sayfa / Konuk Yazar / Bir kayıp ve yeniden sevmek: Alex, Mazo ve Muko

Bir kayıp ve yeniden sevmek: Alex, Mazo ve Muko

Konuk yazarımız Deniz Naz Durmuş’un kaleminden, Alex’in beklenmeyen kaybı ve hayatın getirdiği terk edilmiş iki muhteşem Pug ile yeniden yapılan bir başlangıç. Yas sürecinde yaşadıklarını, yeniden hayatına bir köpek getirme kararını ve sahiplenme hikâyesini dinledik. Bir kayıp ve yeniden sevmek: Alex, Mazo ve Muko!

Alex’in kaybı ve yas süreci

Yitirdiğin bir canın ardından, hele de o kayıp gözlerinin önünde yaşandıysa, yeniden cesaret etmek hiç kolay olmuyor. Alex, sekiz yıllık can yoldaşım, hiç beklemediğim bir şekilde kalp krizi sebebiyle kucağımda can verdi. Hem saniyeler hem de saatler gibi geçen birkaç dakikada kollarımın arasında son nefesini vermesine şahit oldum. İnsanın en çaresiz kaldığı, ne yapacağını bilemediği anlarda yapabildiği tek şey neyse onu yapabildim sadece.

Çığlık attım, dakikalarca.

Daha önce kendimi hiç bu kadar çaresiz ve bu kadar suçlu hissetmemiştim. Sabahtan beri verdiği sinyalleri keyifsizlik diye yorumlamaktan daha fazlasını yapmadığım, gidişatı daha iyi okuyamadığım, senelerce köpek bakmama rağmen ilkyardım konusunda bu kadar cahil olabildiğim ve bu yaşıma kadar serinkanlı bir insan olmayı asla başaramadığım için hep kendimi suçladım.

İlgili yazı: Kayıp ve Yas Süreci

Altı ay kadar bir süreyi onun yasını tutarak geçirdim. Kaybettiğiniz iki ayaklı bir yakınınız olduğunda çevreniz uzun bir yas sürecini saygıyla karşılıyor ve ihtiyacınız olan anlayışı gösterebiliyor. Ancak yitirdiğiniz can, köpeğiniz olunca nedense bunun birkaç günde atlatılabilir bir durum olduğu düşünülüyor. Bir süre sonra hayata kaldığınız yerden aynı heyecan ve aynı enerjiyle devam etmeniz bekleniyor. Üzerinden aylar geçse de hala uzun uzun konuşabildiğiniz tek konu yitirdiğiniz cansa, hâlâ dans edemiyorsanız, hâlâ kahkaha atamıyorsanız bir noktadan sonra sıkıcı ve içinde yaşadığı durumu bilerek içinden çıkılmaz hale getiren bir karakter muamelesi görüyorsunuz. En azından benim aylarca hissettiğim bu oldu. Alex’in ardından geçen o zorlu süreçle yeniden köpek sahiplenmeyi zihnimde insanın kendine bile bile verebileceği en büyük ceza olarak kodladım. Yeni bir can, ileride yitirilmesi muhtemel bir can ve tutulacak yeni bir yas anlamına geliyordu ve ben kendime bir kez daha bu cezayı vermeyecektim.

Yeniden başlamak, yeniden sevmek…

Ettiğim tövbeden dönmem yaklaşık sekiz ayımı aldı. Alex’i, kaybettiğim günkü haliyle değil, daha çok birlikte geçirdiğimiz sekiz seneyle anmaya başladım. Başlarda her sabah ölüm anını zihnimde yeniden yaşayarak uyanıyordum. Hafızam önce bu görüntüleri sildi. Sonra bir zamanlar sıradan olan güzel anlarımızı, ritüellerimizi daha net hatırlamaya başladım. Zamanla onu ağlayarak değil gülümseyerek anmaya başladım. Zamanla kapıda coşkuyla karşılanmayı, ailenin bile veremediği o kucaklaşmayı, bütün gün yalnızca kavuşmayı bekleyen iki gözü ve bir kuyruğu, biriyle hiç konuşmadan ya da sürekli konuşarak birlikte yürümeyi, sırlarını asla kimseye anlatmayacak biriyle dertleşmeyi, bir tüy yumağına sarılıp uyumayı, çoraplarımdan, kazaklarımdan tüy temizlemeyi, koskoca evde bir koltukta sıkışmayı ne kadar özlediğimi fark ettim.

Sekiz ay sonra bir gün evde tek başımayken, dışarıdan gören birinin beni deli olarak tanımlayacağı bir şekilde, gözlerim kapalı oturdum ve Alex’le dertleştim. Ona, her zaman kalbimde ilk göz ağrım olarak kalacağını, gittiği bilinmezde bir gün yeniden kavuşacağımıza inandığımı ve o kavuşmaya kadar bir can yoldaşım daha olmasına ihtiyaç duyduğumu anlattım. Ertesi gün bugün eşim olan nişanlımla konuşup kararımı söyledim ve böylece yeniden bir can sahiplenmek için düğmeye basmış olduk.

#Repost @deniznazozturk (@get_repost) #pug #pugs #puglove #puglife #pugsofinstagram #pugstagram ・・・ Her yeni evli çiftin kabusu “Eeee çocuk ne zaman?” sorularına bugün okkalı bir nokta koyduk sanırım. Buyrunuz çocuklarımız: Mazlum ve Mukadder Durmuş kardeşler 🐶🐶. Mazo, 1,5-2 yaş civarı oyunbaz oğlumuz. İkinci ailesi olarak bizi seçti. Muko, 5 aylık kızımız, kucaktan kucağa atlarken, kime cilve yapacağını seçemiyor. Her ikisi de iki yıllık bir bekleyişin sonucunda aynı gün düşüverdiler yuvamıza. Vardır kaderin bir bildiği dedik, onca endişeye rağmen açtık kucağımızı bu güzel çocuklara. Mazo bugün muayenesini oldu turp gibi çıktı aslan oğlum. Muko da yarın muayenesinden güzel haberlerle çıksın diye dua eriyoruz. Bu bir hafta en zor haftamız olacak, aralarında hep bir kapı olacak. Oğlumuz önümüzdeki hafta kısırlaştırıldıktan sonra bir daha hiç ayrılmamak üzere koyun koyuna bir hayat bekliyor bu kardeşleri. Önce, bizi çok daha keyifli ve neşeli bir aile yapacakları için Mazo ve Muko’ya; daha sonra onlarla buluşmamıza aracı olan tüm güzel kalplere milyon kere teşekkürler 🤗🤗 @halesinirlioglu @oyayegen @balzacthepug @kesmeseker #mazlumvemukadderdurmuşkardeşler #mazothepug #mukothepug #satınalmasahiplen Ps: İlk günden belli oldu, tabii ki kız babacı, oğlan da anacı 😏😏

A post shared by Mazlum ve Mukadder Durmuş (@mazoandmukothepugs) on

Düğmeye basmak sahiplenme sürecimizi tanımlamak için çok basit kalan bir deyim olur. Benim açımdan, süreç öncelikle hayatı ve yaşam alanımı birlikte paylaşmayı planladığım insanı ikna etmekle başladı. Eşimin daha önce baktığı bir köpek olmamıştı ve köpekle ilgili deneyimleri Alex’le yaşadıklarıyla sınırlıydı. Maalesef, her ne kadar benim canımın bir parçası olsa da, Alex bebekliğinde yaşadığı travmalar sebebiyle agresyon sorunu olan ve bu sorununa çok uğraşsak da çare bulamadığımız bir köpekti. Evde ve dışarıda yabancılara karşı davranışları ve yemek söz konusu olduğunda önlenemez hareketliliği yüzünden o, evimizde yaşadığı sürece daima kendimizi kısıtlamak durumunda kaldık. Senelerce evimize misafir çağıramadık ve koca tabakları havlama eşliğinde beş dakikada silip süpürmeyi öğrendik.

Ben tabii ki Alex keşke hayatta olsaydı ve bu şekilde yaşamaya devam etseydik diyorum, fakat eşim için köpekli yaşam demek bu olumsuzlukları yeniden hayatımıza dahil etmek anlamına geliyordu. Bu sebeple önce ona köpekli yaşamın bu olmadığını, Alex’in yaşadığı travmalar sebebiyle hem onun hayatının hem bizim hayatımızın etkilendiğini ve Alex’in evimize geldiği dönem benim de yaşımın çok genç olması sebebiyle onun doğru yönlendirilmesi konusunda yetersiz kaldığım gerçeğini izah etmeye çalıştım.

Yaşam koşullarımıza uyum sağlayacak bir köpeğin varlığıyla ikimizin de daha mutlu insanlar olacağını anlatmaya gayret ettim. Kendisi Alex’in ardından acımı en iyi anlayan ve bana en çok tahammül eden insandı. Köpeksiz ne kadar eksik kaldığımı anlayabildiği için ara ara tereddütleri varlığını hissettirse de isteğimi kabul etmesi çok zaman almadı.

Yuva arayan köpek ilânları ve arayışımız

Arayışa başlarken olmazsa olmazımız satın almak yerine sahiplenme kuralımızdı. Maalesef çocukluğumdan itibaren yakın çevremde petshop vitrinlerinden görülüp oyuncak gibi alınan ve sonrasında oyuncak olmadığı anlaşılınca bakılamayıp bırakılan canlara şahit oldum. Alex de bunların üçüncüsüydü ve o dönem köpekli yaşam gibi bir niyetim hiç de olmamasına rağmen, onun haline yüreğim dayanmadığı için annemi ikna edip evimize almıştım. Dolayısıyla hem petshop vitrinlerinin, dışarıdan bakan için müthiş bir yanılsama, içindeki can için berbat bir işkence yeri olduğunun; hem de bir yerlerde yaşadığı koşullardan kurtulup sıcak bir yuvaya kavuşmayı bekleyen sayısız can olduğunun farkındaydım.

Alex bir Beagle’dı ve apartman hayatının ona hiçbir zaman yetmediğini hissettim. Hep onu ilk tanıdığımda yaşadığı bahçeli ortamı ona sunamamanın üzüntüsünü yaşadım. Dolayısıyla bu sefer sahiplenirken, küçük ırk bir köpeği apartmanda daha mutlu edebileceğimizi düşünerek arayışımızı küçük ırk köpeklerle sınırladık. Küçük ırka yönelmemizin daha da önemli sebebi, yaşadığım kaybın ardından uzun süre evde yalnız bırakmak zorunda kalmayacağım, mümkün olduğunca dışarıda bana eşlik edebilecek bir can olmasını istememdi. Benim özellikle Pug’lara karşı bir düşkünlüğüm vardı. Onların mahsun bakışlarını yalnızca fiziksel bir özellik değil, yaşadıkları fiziksel zorlukların görüntülerine yansıması gibi düşündüm hep, aslında öyle olmadığını bilsem de. Bu güzel çocuklar özellikle gözleri ve solunumları ile ilgili sıklıkla problem yaşayabiliyor. Çok iyi bakılmaları, düzenli beslenmeleri ve düzenli hareket etmeleri gerekiyor.

“İdeal karne hediyesi(!)” veya “yalnızlık giderici oyuncak(!)” görüntüsü sebebiyle de yanlış ellere düşme olasılıklarının da yüksek olduğuna inanıyordum. Nefes almakta zorlanan bu canlının üretilmiş olması da, ticari bir mal gibi üretiminin devam ettirilmesi de insanoğlunun tanrıcılık oynama merakının ve acımasızlığının ürünü. Genel anlamda köpeklerin eşya gibi alınıp satılmasına karşı olmakla beraber, böylesine sağlık sorunlarından muzdarip bir ırkın üretilmesine destek olmayı da asla istemedim. Dedim ki, madem küçük ırk bir köpek sahipleneceğiz, o zaman mutlaka bir yerlerde hak ettiği özeni göremeyen ve benim bebekler gibi bakacağım bir Pug vardır. Bu doğrultuda arayışımızı yuva arayan Pug’la kısıtladık.

2 senelik arayış ve sahiplenme

2015 yılının sonlarına doğru başladı arayışımız. Sahiplendirme konusunda yardımcı olabilecek tanıdıklarım ve onların tanıdıklarıyla iletişime geçtim. Düzenli olarak sahiplendirme ilanlarını takip ettim, bunları paylaşan hesapları takibe aldım. Iskaladığım ilânları da sağ olsun arkadaşlarım sürekli benimle paylaştılar. Kaç ilan için aradım, kaç mail yazdım, sayısını bilmiyorum. Ya aradığım numaraya ulaşamadım, ya kıl payı ile kaçırdım, ya karşımdakinin maddi bir beklentisi vardı, ya da karşımdakini yeterince iknâ edemedim. Bu arada öğrendim ki bazı köpekler ilan çıkmadan sahiplendirilebiliyor. Özellikle bu tip “ay çok tatlı” diye alınıp, tatlı değil de canlı olduğu sonradan anlaşılan canlar için gittiği yuvanın kalıcılığından emin olabilmek adına referans çok büyük önem teşkil ediyor.

Haftalar, aylar derken iki seneyi buldu arayışımız. Artık yavaş yavaş umudumuzu kaybetmeye başlamıştık. Özellikle önümüzdeki yıl apartman yöneticiliğini devretmemizle beraber yeni yönetimin evcil hayvan yasağı kararı alma olasılığı bizi iyice sıkıştırıyordu. Yuva arayan onca can varken hala Pug diye ısrar etmenin vicdanen de rahatsız etmesiyle beraber arayışımızı küçük ırk olarak genişletmeye karar veriyorduk ki yine bir haber aldık.

Üç-dört aylık bir yavru Pug geçici yuvadaydı. İlanı çıkılmamıştı ve geçici yuva da sahiplendirme konusunda tereddütlüydü. Kasım ayı başlarında kendileriyle iletişime geçtim. Uzun uzun kendimizi, yaşam şartlarımızı, önceki tecrübelerimi anlattım. Sahiplenmek için uygun bir aday olduğumuz bilgisi verilip beklemede kalmamız söylendi. Ara ara kendimi hatırlatarak, fazla da karşı tarafı boğmamaya çalışarak beklemede kaldım. Bir ayın sonuna doğru tekrar iletişime geçtiğimde hafta sonuna kadar karar verileceği belirtildi. O hafta sonu yuva arayan başka bir Pug’dan haberimiz oldu. İki yıldır mutlu sona erememenin umutsuzluğuyla ilki ile ilgili de umudumu yitirmeye başlamıştım. Bu sebeple diğeri için aracı olan kişiyi aradım.

Yine olumsuz sonuçlanacağına inandığımdan beş-on dakikalık kendimi tanıtma konuşmasının sonunda olumlu yanıt aldığımda uzun süre inanamadım. En son bin bir teşekkürle telefonu kapatıp sevinçten zıpladığımı hatırlıyorum. Eşim eve geldiğinde 1.5 yaşında bir oğlumuz olduğunu söyleyip boynuna atladığımı hatırlıyorum. Gelen fotoğrafları ona gösterirken ağlamamak için kendimi zor tuttuğumu hatırlıyorum. Bir de çok uzun zamandır bu kadar müjdeli bir haber almadığımızı düşündüğümü hatırlıyorum.

İki müjde aynı günde

Derhal kendileri de iki köpek anne babası olan bir çift arkadaşımızla kutlama yemeğine çıktık. Tam yeni hayatımızı konuşup hayaller kuruyorduk, mutlu sona kadeh tokuşturuyorduk ki bir aydır beklediğimiz yavru ile ilgili olumlu cevap geldi. Öncelikle geçici yuva olmamız teklif edildi, kalıcı olarak istediğimizi belirttikten sonra ertesi sabah kati olumlu cevabı aldık. Kaç kişinin başına gelir bilmiyorum, en çok istediği şey için iki sene bekleyip aynı gün içinde iki kere sevinmek!

İkinci olumlu yanıtla beraber paniklediğimi inkâr edemem. Tam da o noktada benim bu sürecin en başında iknâ etmek için uğraştığım eşim, “ikisi de gelsin, birbirlerine arkadaş olurlar” diyerek beni yüreklendirdi. Böylece dört kişilik yeni aile hayatımıza giriş yapmış olduk.

Hayat 24 saatte nasıl değişir?

Ertesi gün tam bir operasyon günüydü. Sabah Kadıköy’den Beylikdüzü’ne gidip oğlumuzu aldık. Veteriner kontrolünden sonra onu evde teyzesiyle bırakıp Tuzla’ya kızımızı almaya gittik. Akşam eve geldiğimizde hayat 24 saatte nasıl değişir, nasıl da güzel değişir gözlerimizle tanık olduk. Oğlumuzun adını daha o doğmadan, arayışımızın en başında koymuştuk: Oğlan olursa Mazlum! Kızın adı da bir gece önce çıktığımız kutlama yemeğinde konuldu. Madem kader ağlarını böyle güzel ördü ve hiç hesapta yokken iki can ailesi olduk o zaman ona da Mukadder olmak yakışırdı.

İlgili yazı: Köpek sahiplenirken kabul edilmesi gerekenler

“İyi ki geldin oğlum”

Mazlum, kısaca Mazo, Ocak ayında iki yaşını dolduracak. İlk ailesine petshoptan gelmiş, bizle buluşana kadarki sürenin tamamında da onlarlaymış. Daha sonra bazı gerekçelerle onu verme kararı almışlar. Geçmişinde sevgi gördüğü her halinden belli olan bir can. Onu ilk kucakladığım günden beri büyük bir aşkla bağlandık birbirimize. Eski ailesi bize ulaştı ve alışkanlıkları, tıbbi geçmişi ile ilgili bilgi alabildik, ki bu işimizi çok kolaylaştırdı. 3 aylıkken ölümle burun buruna gelip onu alt edebilmiş, muhteşem güçlü ve dirençli bir çocuk o. Gözlerinden akan sevgiyi bildiğim hiçbir kelimeyle tasvir edemem. İnsanlar daha çok yavru sahiplenmeyi tercih ediyorlar, ancak Mazlum adaptasyon hızı ve çabasıyla ezber bozan bir çocuk. Hiç abartmadan diyebilirim ki, Alex’le yaşadığımız zorlukları gören Tanrı tüm zorluklara rağmen ondan asla vazgeçmeyişime mükâfat olarak bana Mazo’yu gönderdi.

Bu satırları yazarken onunla birlikte geçirdiğimiz süre bir aya yaklaştı ve ben her gün onun gözlerinin içine bakıp “iyi ki geldin oğlum” diyorum. İyi ki… Senin kadar harika bir çocukla karşılaşmayı hayal dahi etmemiştim.

Mukadder’in gelişi mukadderat

Mukadder, kısaca Muko, henüz beş aylık sayılır. Eşim nasıl ilk kez köpek babası oluyorsa, ben de Muko sayesinde ilk kez bu kadar ufak bir cana annelik yapıyorum ve muhteşem bir deneyim yaşıyorum. O da petshoptan alınıp çok kısa sürede kendini geçici yuvada bulmuş. Bize geldiğinde aşıları yapılmamıştı. Şu anda aşı sürecindeyiz ve bu sebeple henüz dışarıyla bağlantısı çok sınırlı. O kadar hızlı öğreniyor, o kadar güzel adapte oluyor ki yeni hayatına, ona her geçen gün daha da çok hayran oluyorum. Tuvaletini pede yapmayı öğrenmesi, kanepeden yere inmeyi başarması, mama verilirken oturup sakince beklemesi gerektiğini anlaması…

Tüm bunlar evimizde şampanya patlatmaya değer, coşkuyla kutlanan gelişmeler oldu. Henüz iki ayaklı bir çocuğumuz yok, ancak bebekleri emeklemeye, yürümeye, konuşmaya başlayınca kendinden geçen anneleri şimdi çok daha iyi anlıyorum. Bir de bu aralar günümün en keyifli kısmı hangisi diye soran olursa, kesinlikle Muko’nun boynumda uyuduğu geceler derim.

Benim oyuncu, akıllı kızım, sen gelmesen nasıl da eksik kalırmışız…

“Durun siz kardeşsiniz!”

İki köpekli yaşamın renkleri gökkuşağını kıskandırır türden. Sorumluluğu ve zorluğu ise bir köpeğin getirdiklerinin iki katından çok daha fazlası, çünkü bizimle iletişimlerinin dışında birbirleri ile olan iletişimlerinin düzenlenmesi söz konusu. İkisini birden sahiplenmeye karar verdiğimizde en büyük endişem bir dişi ile bir erkeğin aynı evde nasıl birlikte yaşayacağı ile ilgiliydi. Durum tam da tahmin ettiğim gibi oldu ve daha ilk günden birbirlerinden uzak tutmamız gerektiğini anladık. Mazo’nun kısırlaştırılmasını travma yaşamaması adına eve alıştıktan sonra gerçekleştirmeyi planlıyorduk, ancak durum böyle olunca tarihi erkene aldık.

Geçtiğimiz hafta kan değerleri düzeldiği anda operasyon gerçekleştirildi. Oğlumuz artık kızımız için tehlike teşkil etmiyor. Operasyonla beraber evin muhtelif ve en olmadık köşelerine koku bırakmaktan da vazgeçti. Birkaç güne dikişleri de alınınca Muko ile arasında hiçbir engel kalmayacak. Önceleri bir kaza yaşanmaması adına ikisini uzak tutuyorduk, şimdi ise dikişlerin zarar görmesine imkân vermemek adına kontrollü bir şekilde bir araya getiriyoruz. Niyetlerini bozmalarına mahal vermeden “Durun siz kardeşsiniz!” dedik, tedbir olarak Mazo’yu kısırlaştırdık. Vakti geldiğinde kardeşler arasında eşitlik sağlanacak ve Mukadder Hanım da kısırlaştırılacak.

İlk haftalar…

Muhtemelen birlikte yaşantımızın en zor haftaları bu ilk haftalar. Çok yakında en sıkıntılı süreci tamamlayacağız ve biz bundan sonrasını iple çekiyoruz. Ufak tefek kıskançlık sorunlarımız mevcut, onların da zamanla üstesinden geleceğimize inanıyorum. Bugüne kadarki sürede daha çok sağlık boyutuna odaklanmak durumunda kaldık, aşıları ve tedavileri ile ilgilendik. Bundan sonrası okuyup, araştırıp, öğrenip hem onların hem bizlerin yaşantısını kolaylaştırmak, güzelleştirmek için çabalamakla geçecek. Ve tabii ki başımıza gelen bu muhteşem ikiliyle geçen her anımızın tadını çıkarıp onların varlığına şükretmekle…

Bu süreçte değişen, gelişen yalnızca onlar değil aslında.

Biz iki ayaklılar da onlarla beraber bir dönüşüm yaşıyoruz. Eşimle birbirimizin hiç tanımadığımız yönlerini keşfediyoruz. Onun gösterdiği özveri, gözlerinde parıltı, bu canlara saçtığı sevgi ve merhamet, evde bir de iki ayaklı bir canlıya yeniden hayran olmamı sağladı. Ben ise sabretmeden ve emek vermeden hiçbir güzelliğe kavuşulamayacağını bir kez daha ve belki de bu yoğunlukta ilk kez tecrübe ediyorum. Gelişlerinin işten ayrıldığım döneme denk gelmesi de kaderin güzel bir tesadüfü oldu. Aksi takdirde böylesine bir deliliğe cesaret edemezdim, cesaret etsem de hakkını veremezdim. Şimdi bir süre tam zamanlı bakıcıları olarak onların keyfini sürmekle beraber ben de onlarla birlikte öğreniyorum, gelişiyorum.

“Size söz veriyoruz”

Son söz hayatımızı güzelleştiren Mazo ve Muko’ya. Size söz veriyoruz, bir daha asla terk edilmeyeceğiniz, ihtiyacınız olan sevgi ve ilgiyi asla eksik etmeyeceğimiz, birlikte çok eğleneceğiniz bir hayatınız olacak. Dönüp dolaşıp sonunda bu evi yuva bildiğiniz ve bizim için de burayı gerçek bir yuvaya dönüştürdüğünüz için size ne kadar teşekkür etsek az.

Tüm can ve yuva arayanların, dördümüzün kavuştuğu mutlu sona ulaşabilmesi dileğiyle; bizim kavuşmamıza vesile olanlara sonsuz teşekkürlerimle ve cennetteki Alexime bitmeyen sevgilerimle…

Konuk Yazar bölümümüze yazı göndermek isterseniz [email protected] adresine bekliyoruz!

Bunlara da göz atabilirsiniz

Konuk Yazar: “Köpek korkusunu nasıl yendim?”

Köpek korkusu ile başa çıkan Nurdan Köni’nin hikâyesi. 1966 yılında Göztepe’de bir köşkte doğdum, hatırladığım …

1 Yorum

  1. Süper bir yazı. Hem gülümseyerek hem gözlerim yaşararak okudum. Teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir