Son eklenenler

Kitap: “Hayvan Haklarına Giriş: Çocuğunuz mu Köpeğiniz mi?”

Toplumun hayvanları nasıl konumlandırdığını, insanların hayvanlar için hissettikleriyle, içten içe bildikleriyle yapmakta olduklarının nasıl bir uyumsuzluk içinde olduğunu ve bu uyumsuzluğun tarihsel ve hukuki sebeplerini ele alan nefis bir kitap Hayvan Haklarına Giriş: Çocuğunuz mu Köpeğiniz mi?

Hayvanlara dair toplumsal yargımız birçok çelişki barındırıyor. Tıpkı toplumun ayrımcılığa uğrayan diğer kesimleri gibi, hayvanlar hakkında düşündüklerimizle onlara davranış biçimimiz arasında muazzam bir fark var. Onları önemsiyoruz, yıllardır kullandığımız emektar çantamızdan daha farklı bir biçimde önemsiyoruz; onlara atfettiğimiz önem, onların kendi yaşamlarına atfettikleri önemden kaynaklanıyor, ancak buna rağmen, onlara yiyecek giyecek birer eşya muamelesi yapmakta sakınca görmüyoruz. Bu muameleyi sağlıkla ya da elverişlilikle dahi gerekçelendiremiyoruz, her gün yeni bir doktor hayvansal ürünlere ihtiyaç olmadığından, onlarsız daha sağlıklı olunduğundan dem vuruyor. Bulabildiğimiz tek bahane, damak zevkimiz ya da moda anlayışımız. Kendi canına verdiği kıymetin farkında olduğumuz insan ya da insan harici birinin bedenini alelade bir eşya olarak kullanmak için, onun yaşamını ve ölümünü kendi basit çıkarlarımızın emrinde kullanmak için bulabildiğimiz tek bahane bu. Gary L. Francione, Hayvan Haklarına Giriş: Çocuğunuz mu Köpeğiniz mi? adlı kitabında, bu adaletsizlik çukuruna nasıl düştüğümüzü ve buradan nasıl çıkacağımızı anlatıyor.

hayvan haklarıÖnce biraz yazardan bahsedelim. Francione, otuz yıldan uzun zamandır vegan olan, hayatını hayvan haklarını netleştirmeye ve anlatmaya adamış bir hukuk profesörü. Hayvan haklarıyla ilgili ortaya attığı, Hayvan Haklarına Abolisyonist Yaklaşım isimli çok önemli bir kuramı mevcut. Bu kuramı ve kuramın önerdiği hayvan hakları hareketini anlattığı, hayvan haklarıyla ilgili sekizinci kitabı çıkmak üzere; basılmış olan son kitabı ise yakın zamanda Türkçe olarak raflarda yerini alacak. Hayvan Haklarına Giriş yazarın dördüncü kitabı; kuramını üzerine temellendirdiği gözlem ve çıkarımları içeriyor.

Kitap iki sezginin varlığından okuru haberdar ederek açılıyor. Birincisi, hayvanlarla insanlar arasında gerçek çıkar çatışmaları olduğunda, yani zorunluluk söz konusu olduğunda, insanları tercih edebildiğimiz; ikincisi ise, hayvanlara gereksiz yere zarar vermeyi yanlış bulduğumuz. Birinci sezgiyi kitaba da adını veren örnekle açıklıyor: Evinizde yangın çıktı ve görünen o ki yangından ya çocuğunuzu ya da köpeğinizi kurtarabileceksiniz. Hangisini kurtarırsınız? Çoğu kişi buna çocuğunu kurtaracağını söyleyerek yanıt verir. Ancak hayvanlarla aramızdaki bu tip olası çıkar çatışmaları nadiren vuku bulur; büyük çoğunlukla hayvan hakları ihlâllerimizin bu netlikte gerekçeleri yoktur.

İkinci sezgi tam da bu gerekçelendirilemeyen ihlâlleri gözler önüne seriyor. Hayvanlara gereksiz yere zarar vermeyi yanlış buluruz çünkü onların hayatı hissetme yetisine sahip olduklarının farkındayızdır. Bu yeti, acı çekmemek ve yaşamını sürdürmeye dair bir çıkarı (1) da beraberinde getirir. Bizler bu çıkarın zaten farkındayız, o yüzden “bir karıncayı bile incitmemenin” bir meziyet olduğu, hatta ahlaki bir sorumluluk olduğu kanısındayızdır. Çünkü karıncanın incinebilirliğinin ve onu incitmenin yanlış olduğunun farkındayızdır. Güneşe tuttukları merceğin altında karınca yakan çocuklar görünce onları yaptıklarının yanlış olduğu konusunda uyarırız; oysa hayvanları ateşte yakmayı, üstüne bir de yanık bedenlerini yemeyi onlara uygulamalı olarak biz öğretiriz. Kitaptaki bir konu başlığını alıntılamak gerekirse; “Vaaz Ettiklerimizi Uygulamıyoruz.”

Kitabın asıl odağı bu tutarsızlık hali. Hayvanların kendi yaşamlarına verdikleri değerin, acı çekmemek ve öldürülmemekten çıkar sahibi olduklarının farkında olmamıza ve aslında bu çıkarı önemsememize rağmen, günlük hayatımızda bu çıkarı hiçe sayarak onların bedenlerini alelade birer eşya gibi, birer mal gibi, birer yiyecek giyecek kaynağı gibi kullanırız. Günlük hayatımızdaki bu etik tutarsızlık toplum bazında düşünüldüğünde ortaya korkunç bir tablo çıkıyor: Yaşamları kendileri için çok değerli olan bu hayvanlardan her yıl yüz milyarlarcasının insan eliyle köleleştirilmesi ve katledilmesi. İşte bu adaletsiz düzenden hayvanları birer mal ve kaynak olarak kullanan herkes birebir sorumlu. Çünkü biz istediğimiz için, biz öyle gördüğümüz için, hayatımızda öyle bir yer verdiğimiz için gerçekleşiyor tüm bu kölelik ve katliam.

Öyleyse çözüm nedir? Kitabın son derece net bir çözüm önerisi var. Hayvanların çıkarlarını ve bu çıkarlardan doğan temel haklarını ciddiye almak, yaşam pratiklerimize tutarlı ve tavizsiz bir biçimde geçirmek. Böylece, tüm etik değerlerimizle çelişmesine rağmen hakim görüş olan “hayvanların yiyecek ve giyecek eşya olarak kullanılabileceği” görüşünü, “hayvanların insan amaçları için kullanılmasının her durumda yanlış olduğu” görüşüyle değiştirmek.

Kitapta şimdiye kadar hayvanlar hakkında ahlak felsefesi kapsamında yazılıp çizilenlerin kısa bir özetini de bulmak mümkün. Hayvanlar üzerine görüş bildiren filozofların içinde, Francione’un eleştiri oklarını yönelttiği iki isim var: Jeremy Bentham ve Peter Singer.

Hayvanları etik açıdan konumlandırırken temel alınması gereken kriterin akıl yürütüp yürütmemeleri değil hissedebilirlikleri olduğunu söyleyen, ancak bunu söylerken yaşamlarını sürdürmekten bir çıkarları olmadığını da öne süren Bentham, Francione’un her fırsatta sert bir dille eleştirdiği Faydacılık (Utilitaryanizm) kuramının da kurucularından. Kurama göre, toplumsal yapının toplam acı ve haz dengesi üzerinden değerlendirilmesi ve etik kararların buna göre alınması gerekiyor. Bu noktada Bentham’ın hayvanlar için talebi, mümkün olduğunca acısız bir yaşam ve insan faydası için kullanılacaklarında yine mümkün olduğunca acısız bir ölüm. Peter Singer da iki yüz yıllık bu fikrin peşinden giderek insanlara fabrikalar yerine çayırda yetiştirilen hayvanların bedenlerini ve onların bedenlerinden çıkanları yemeyi ve giymeyi öneriyor.

Francione, kitapta bu iki filozofun neden yanıldığını detaylı bir biçimde anlatıyor ve hem hissedebilirlikle yaşamını sürdürmekten çıkar sahibi olma arasındaki neden sonuç ilişkisini, hem de bu iki filozofun görüşleri etrafında şekillenen hayvan refahı hareketinin neden hiçbir zaman işe yaramadığını ve yaramayacağını açıklıyor. Hak kavramının kendisini savunmamasına rağmen görüşlerini yeterince incelememiş koca bir hayvan hareketi tarafından talihsiz bir biçimde “hayvan haklarının babası” olarak adlandırılan, Türkçe’de de hayvan haklarına değil hayvan refahına yönelik görüşlerini aktardığı Hayvan Özgürleşmesi adlı kitabı mevcut olan Singer’ın yanılgısını anlamak adına bile Hayvan Haklarına Giriş’i okumaya değer.

Francione’un güncel görüşleri göz önünde bulundurulduğunda, kitapta birkaç kez geçen “vejetaryen” kelimesi ve yazarın yıllardır tavizsiz bir biçimde savunduğu veganlığın hiç geçmemesi dikkatli gözler için oldukça ilginç bir nokta. Francione’la yaptığım bir görüşmede kendisine bunu sordum. Uzun yıllar önce bu kitabı yazarken, hayvan hareketini içerden değiştirebileceğini düşündüğünü, bir takım tavizlere de sebep olan bu görüşünde hatalı olduğunu, çünkü hayvanların mal ve kaynak olarak kullanılmasında sakınca görmeyen, sadece kullanılırken yapılan muameleyi iyileştirmeye, ya da sadece bazı hayvanların kullanılmamasına odaklanmış olan bu hareketin onun görüşlerinin hareketi olamayacağını söyledi. Hayvan refahı değil hayvan hakları üzerine kurulu, bu haklardan ödün vermeyen bir taban hareketi, yani insanların hayvanların bedenlerini kullanmayı bırakıp vegan olmalarını ve diğerlerini de veganlığa teşvik etmelerini savunan abolisyonist (kölelik karşıtı) bir hayvan hakları hareketi, Francione’un da büyük çabasıyla şu an mevcut.

Kitabın sonunda bir soru-cevap kısmı var. Elbette oldukça değerli bilgiler içeriyor ama çok daha genişletilmiş ve güncellenmiş halinden oluşan kitabı Eat Like You Care’in Türkçesi yakında basılacağı için, o kısımla yetinilmeyip yeni kitabın okunması bir navegan (hayvan kullanmayı henüz bırakmamış kişi) için çok daha aydınlatıcı olabilir.

Kitabın daha en başında bahsedilen ikinci sezgi, aslında bir kişinin vegan olması için yeterli temeli teşkil ediyor. Çünkü hayvanların gereksiz yere zarar görmesini yanlış bulmanın kendi hayatımıza tek tutarlı yansıması, hayvanların bedenlerini yiyecek giyecek eşya olarak kullanmayı bırakıp vegan olmak. Siz de kolayca vegan olabilirsiniz. Birkaç haftadan fazla zamanınızı almaz ve hayvanları maruz bıraktığınız en büyük adaletsizlikten kurtulmuş olursunuz. İnternette aradığınız tüm bilgiler mevcut ancak Francione’un abolisyonist yaklaşımı üzerine kurulu http://www.NedenVegan.info sitesinden yardım almanızı tavsiye ederim. Vegan oldunuz mu, ya da zaten vegan mıydınız? İnsanlara veganlığı doğru aktarabilmek ve hayvanlara dair bundan sonraki adımlarınızı doğru atabilmek adına Hayvan Haklarına Giriş’i mutlaka okuyun. Vegan değilsiniz ve önce ne olup bittiğini mi öğrenmek istiyorsunuz? Öyleyse, buyurun birinci sayfaya. İyi okumalar.

Yazar: Gülce Özen Gürkan

Kaynak: Post Dergi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: